Gastro'dan Seçmeler

KAHVALTI

“Kahvaltı yapmam şart. Herhangi bir kahvaltı değil, doğru bir kahvaltı. İşte tam bu noktada sorunum başlıyor. Çünkü hangi tadın ne zaman doğru tat olduğunu hiçbir zaman bilemiyorum. Sabahın köründe yanlış bir tat aldığımda da bütün gün benim için bitiyor. Sabahki ilk ısırık doğru değilse bunu hemen hissediyorum; önce dilimde, sonra boğazımda, ardından ruhumda. Panikliyorum. Çünkü biliyorum ki, ilk ısırığın ikincisi yoktur.”


Bu sözler Gabriele Von Arnim’in Yemek isimli kitabından alıntı. Gerçi ben yazsaydım da aşağı yukarı aynı şeyleri yazardım. Atalarımız her ne kadar kahve altı diyerek bu nefis öğünde başrolü kahveye verseler de bana göre asıl özne yediğim, yiyeceğim yemeklerdir. Üstelik gece boyu bir şey yememiş ve sabaha boş bir mide ile uyanmışsam… Bakın burası çok önemli! Aslında hiçbir zaman uykuya çok düşkün olmadım; ancak yine de beni sabahları yataktan kaldıran asıl güç uyandıktan hemen sonra edeceğim kahvaltıdır. Açıkça söylemem gerekirse kahvaltı etmeyecek olsam gün boyu yatakta yuvarlanabilirim. Ha bir de gitmek zorunda olduğum iş olmasa. Yine de kahvaltı biraz daha ağır basıyor olabilir.


Peki kahvaltı benim için neden bu kadar önemli? Böyle bir soruyu soranın aç bir Burak’la henüz karşılaşmamış olduğunu varsayıyorum. Neticede herkes bilir ki dünyada yüz yüze kalınmak istenmeyecek üç tane durum vardır.


1- Mesai başladıktan sonra iş yerine girerken patronla karşılaşmak,

2- 50 derece güneşin altındayken çölde kutup ayısıyla karşılaşmak,

3- Uykusundan uyanmış aç bir Burak’la karşılaşmak!


Yani saatlerdir hiçbir şey yememişim; aklımda biber salçalı-dil peynirli tost, kayısı kıvamında haşlanmış iki yumurta, layıkıyla yapılmış ille de soğansız bir menemen, çıtır çıtır bir börek, kıpkırmızı nefis kokulu domatesler, buram buram meyve tadında reçeller… Ne oldu? Neden şaşırdınız? Sabah uykudan uyandığı zaman herkesin aklında bunlara benzer şeyler olmuyor mu? Neyse…


Yemeğe verdiğim en uzun aradan sonra sabahleyin aklımda bir yemekle uyanmışım. -Nadir sabahlar hariç genellikle uyandığım zaman ne yiyeceğimi bilirim.- İstediğim tek şey o yemeği bir an önce tabağımda görmek. Hayır, hayır… Bir an önce değil! Atalarım affetsin ama önce bir kahve yapmalıyım kendime. Belki de iki. Ya da üç, bilemiyorum. Kahvaltıya uykudan arınmış bir şekilde oturmalıyım. Önce yiyeceğim şeylere göre bir tabak seçmekle başlarım işe. Siz de bilirsiniz ki bazı yemekler bazı tabaklarda daha güzel gözükür. Örneğin hangi domatesi yiyeceğim önemli bir konudur ve üzerinde düşünülmeyi hak ediyordur. Çünkü kırmızı domatesler turuncu tabakta o kadar da güzel gözükmüyor. Ama eğer sarı minnak domateslerden yiyeceksem o zaman turuncu tabak olur. Ancak bu demektir ki bu öğünde tost yemeyeceğim; zira o tabakta tostun rengi kayboluyor. Öyleyse ben de avokado yerim. Hem yeşille turuncu birbirlerine çok yakışırlar. Tabağın şu kenarına biraz beyazlık lazım. Yani peynir. Ama beyaz mı, Ezine mi, tulum mu, lor mu, dil mi..? Bu da önemli olan bir başka konu. Allahtan zeytin için fazla düşünmüyorum; varsa tuzsuz kuru sele, yoksa canınız sağ olsun. Daha ekmekten bahsetmedim bile. O mevzu da biraz derin ama şimdi sizi sıkmamak için yazmıyorum. Peki yumurta? Kayısı kıvamında olacaksa yumurtanın boyutuna göre 3 dakika 20 saniye ile 4 dakika arasında kaynaması lazım. Ama o aradaki 40 saniyenin hangisinde sudan çıkarmak gerekli? Ya göz yumurta yapacaksam? O zaman da sarısının üzeri asla beyazlamamalı. Kapak mı kapatmalı, yoksa yüksek ateşte mi yapmalı? O sarılar hangi aşamada gel beni patlat kıvamında pişmiş olacak..?


Gördünüz değil mi? Kahvaltı mühim mevzu! Öyle yalapşap geçirilecek bir öğün değil. Ama bazen duyuyorum. Kimileri bu nadide öğün için altı üstü kahvaltı demek gafletinde bulunuyor. Özür dileyerek onlara iki çift laf etmek istiyorum: Umarım iş çıkış saatinde ara duraktan metrobüse binmek zorunda kalırsınız. Umarım öğlen sıcağında işiniz düşer de Mecidiyeköy’e gitmek zorunda kalırsınız. Umarım evlenirsiniz de düğün şarkınızı Serdar Ortaç söyler. Sonuncusu biraz ağır oldu, kabul ediyorum.


Eğer buraya kadar okuduysanız ve Serdar Ortaç’a rağmen hala okumaya devam ediyorsanız sizinle ufak bir sırrımı paylaşabilirim. Bana göre kahvaltı nedir, biliyor musunuz?


Kahvaltı evde olma halidir, güvende hissetmektir; yalnız da yaşasan aile sıcaklığıdır. Güne kocaman bir mutlulukla başlamaktır. Üstelik her sabah tazelenen bir mutlulukla… Kim bu mutluluktan geri kalmak ister ki!