Blog

Yemek olimpiyatları hakkında her şey! Bocuse d’Or

01/02/2020

Uzun yıllardır adını sıklıkla duyduğumuz dünyaca ünlü şef yarışması Bocuse d’Or hakkında doğru bildiğimiz yanlışlar, eksik kalanlar öyle çok ki. Kabul gördüğü büyük prestijden, katılanların sahip olduğu avantajlara, yarışmanın prestijini daha iyi anlamak ve itibarını hakkıyla verebilmek için öğrenmemiz gereken her şeyi bir araya topladık.

Kısa bir tarihçe

Ülkelerinin en iyileri olarak seçilip gelen genç aşçıların kıyasıya yarıştığı Bocuse d’Or, yenilikçi bir gastronomi yarışması olarak 1987 yılında Paul Bocuse tarafından bulunmuş. Nouvelle mutfağın ünlü Fransız şefi Bocuse’un ana amacı büyük çaplı spor müsabakalarının benzerini gastronomi alanında ortaya çıkarmak olmuş. Bugün yüksek gastronominin en titiz ve zorlu yarışmalarından biri olarak adlandırılması, bu işin müthiş bir kararlılık, çalışkanlık, pratik ve keskinlik gerektiren tüm aşamalarını ortaya rahatlıkla sergileyebilmesinden kaynaklanıyor.

5 saat 35 dakika

Her iki yılda bir Fransa’nın Lyon kentinde gerçekleşen büyük finalde, her ülkenin takımı kendilerine verilen sadece 5 saat 35 dakikalık süre diliminde; üç özel malzeme kullanılarak özenle hazırlanmış, şahane bir restoran tabağı çıkarmaya çalışıyor. Hazırladıkları sunumları seçkin bir jüri değerlendiriyor. Ülkelerini destekleyen seyircilerin katılımı ve coşkulu tezahüratları Bocuse dO’r’un yemek olimpiyatları adıyla anılmasının da sebebi. Bir spor müsabakası gibi geçen heyecanlı atmosfer hem yarışmanın ve sonuçların seyrini; hem de işin heyecanını çok etkiliyor. Bocuse d’Or, ülke elemeleriyle başladığı için aslında üç aşamalı bir yarışma. Ulusal yarışmalar sonrası her ülke kendi adaylarını belirliyor. Bocuse d'Or Europe, Bocuse d'Or Asia Pasific, Bocuse d'Or Latin America ve Bocuse d'Or Africa gibi kıtalararası elemeleri geçen şefler büyük finalde ter döküyor.

Türkiye’de katılım ne durumda?

Türkiye bu ayakta Avrupa Elemeleri’ne katılıyor. Avrupa Elemelerine 20 ülke katılıyor ve ilk 10’a giren ülkeler 3. Aşamaya yani Lyon’da düzenlenen dünya finaline gidiyor. Bu sene ulusal seçmelerde birinci olacak adayımız 28-29 Mayıs 2020’de Estonya’nın Talin şehrinde düzenlenecek Avrupa Finali’ne katılacak. Türkiye bugüne kadar 3 Avrupa finaline katıldı, 2014 Stockholm, 2016 Budapeşte ve 2018 Torino. Henüz birinciliğimiz yok ama umutlar ve başarı şansı her denemede yükseliyor.

Neden önemli?

Bu yarışma dünya gastronomisi tarafından takip ediliyor ve yarışmaya katılan şeflere yarışma sonrasında farklı platformlarda kapılar açılıyor. Bugüne kadar derece alan şeflerin hemen hepsi en az 1 Michelin yıldızlı restoranların şefliğini yapıyor. Dolayısıyla genç şeflerin kariyerleri adına büyük bir adım ve başarı kriteri olarak yarışma dünyada büyük kabul görüyor. Motivasyonu bir yana, şeflerin kariyerleri için büyük bir sıçrama kaynağı oluyor.

Kimler katılabiliyor?

Peki yarışmaya katılmanın koşulları nedir? Bocuse d’Or Türkiye Akademi’den Tülay Saygılı yarışmanın tüm şeflere açık bir platform olduğunu söylüyor. Başvuru esnasında yazdıkları iki reçeteyi, bu reçetelerin tabak fotoğrafları ve cv’leriyle yollamaları isteniyor. Daha sonrasında Bocuse d’Or Türkiye Akademisi tarafından tüm cv’ler değerlendiriliyor ve başvuran adaylar ön elemeye davet ediliyor. Saygılı: ‘‘Bu yıl 14 başvuru yapıldıktan sonra 7 aday ön elemeye davet edildi. Bu 7 adaydan 4’ü 15 Kasım 2019’da Sirha İstanbul Fuarı içerisinde de yapılacak olan Bocuse d’Or Türkiye Seçmeleri’nde yarışacak.’’ diyor. Türkiye seçmelerinin ön elemeleri geçen ay Gastronometro’da düzenlendi. Serhat Eliçora, Ahmet Can Aras, Sezer Deniz ve Emre İnanır, Türkiye seçmelerinde yarışacak 4 şef arasına adını yazdıranlar oldu. Şeflerden Ahmet Can Aras Say Hello Brasserie’de Executive Chef, Serhat Eliçora The St. Regis Hotel İstanbul’da Junior Sous Chef, Sezer Deniz JW Marriott Hotel Ankara’da Head Chef, Emre İnanır ise Aila Restaurant Fairmont Quasar Hotel İstanbul’da Chef de Cuisine olarak görev yapıyor.

Gençlerin teşvik edilmeleri gerekiyor

Ülkemizde katılan şef sayısının az olması hayli düşündürücü. Gençlerin kendilerine olan özgüveni kadar bilgi eksiklikleri de bu konuda dezavantaj yaratıyor. En önemli eksiklikse elbette ülkemizin teşvik ve eğitim konusundaki yetersizlikleri. özellikle Avrupa ülkeleri ciddi bir tecrübe ve pratikle katılıyor. Tülay Saygılı, gençlerin bu yarışmaya katılmadan önce hazır olduklarından emin olmaları gerektiğini söylüyor: “Çünkü bu yarışma bildiğiniz tüm yarışmalardan farklı, tam konsantrasyon gerektiriyor. Hayatınızın en önemli noktasına bu yarışmayı koymaya hazır olduğunuzda katılmanız gerekiyor. Adaylar ilgili videoları, seçmeleri canlı olarak seyretmeli, hatta imkânı varsa mutlaka bir Avrupa elemesi ya da bir dünya finalini canlı görmeli. Önemli olan sadece bu yarışmaya katılmak istemek değil bu yarışmaya katılmak istedikten sonra onları nelerin beklediğini biliyor olmak.’’ Bu noktada çalıştıkları restoran ya da otelin de adayları desteklemesi oldukça önemli, çünkü bu yarışmaya hazırlanmak hem maddi hem manevi büyük bir destek gerektiriyor.

Başarı için neler yapmak gerekiyor?

Katılan ve podyumda yer alan ülkeler 32 senedir bu yarışmadalar. Saygılı: “Öncelikle inanılmaz bir tecrübeye sahipler, hatta bu tecrübelerini yeni katılan ya da isteyen ülkelere profesyonel bir hizmet olarak verme aşamasına gelmiş durumdalar. Lyon’da ilk iki ülke arasında olan 5 – 6 isim Kuzey Avrupa’dan. Baktığınızda malzeme olarak bizim kadar zengin bir mutfak kültürüne sahip değiller fakat gastronomiye, mutfağa aşıklar. Yarışmaya katılan tüm şeflere ülkeleri inanılmaz destek veriyor. Kuzey ülkelerinin bu yarışmaya bir maraton gözü ile bakıp ulusal yarışmayı kazanan adayını direkt dünya finaline hazırlıyorlar, aldıkları sponsorluklar ve ülke şeflerinin eğitime verdiği katkı muazzam, hiçbir üstünlük savaşı olmadan ülkeye nasıl katkı sağlayabiliriz diye düşünüyorlar. Katılan tüm Avrupa ülkeleri muhteşem bütçelerle çalışıyor.’’

Bu noktada ilginç orneklerden biri Belçika. İki sene önce Belçika hükümetinin akademiye verdiği 500 bin euro harcırah sadece taraftarların Torino’ya ulaşımı, konaklaması ve yemek masrafı için…

Akademi’den gönüllü destek 

Bocuse d’Or Türkiye Akademi, yarışmacıları teşvik edip desteklemek adına elinden geleni yapıyor. Tülay Saygılı; bu yarışmanın ne olduğunu daha doğru anlatmamız gerektiğini söylüyor: “Bir yanda sadece bir aşçılık yarışması olduğunu düşünenler var, bir yanda ise senelerdir bu yarışmanın Türkiye’ye gelmesini bekleyen şeflerin olduğu bir grup yer alıyor. Biz Bocuse d’Or Türkiye Akademi olarak gönüllülük esası ile çalışıyor, bulunduğumuz her platformda da bu yarışmanın önemini anlatıyoruz.