Blog

Av

30/01/2017

Bundan milyonlarca yıl önce, Doğu Afrika fay hattında meydana gelen muazzam bir kırılma sonucu, tamamiyle ormanlık olan bu bölge, bu büyük tektonik değişimin sonucu olarak yavaş yavaş ağaçlarını kaybetmiş ve savana dönüşmüştür. Fay hattının kırılmasından önce ağaçlarda yaşamakta olan otçul bir primat türü düze inmek zorunda kalmıştır.

İnsanın ilk atası olduğu varsayılan bu primatlar, bölgedeki diğer bütün canlılara karşı yetersiz fizik bir donanıma sahiptirler. Bu ata hızlı koşamaz, yırtıcı pençe ve dişleri yoktur vb. Bu durumda ya yok olacaktır (birçok canlı türün başına geldiği gibi) ya da yeni duruma uyum sağlayacak olanakları geliştirecektir. Bu çıplak maymun (Desmond Morris) ikinci yolda ilerlemiş ve başarıya ulaşmıştır. Önce iki ayağı üzerinde doğrulmuş (homo erectus), sonra bunu daimi beden konumu haline getirmiştir. Böylece ön ayakları el haline gelmiş ve baş parmağı diğer bütün parmakların karşısına gelebildiği için, kavrama yeteneği sayesinde alet kullanabilir ve sonra da yapabilir hale gelmiştir (homo faber).

Dik duruş, beyni de serbest bırakarak gelişmesine ve çözüm üreten bir yapıya ulaşmasına neden olmuştur (homo sapiens). Böylece atalarımız artık otçul menülerini değiştirmeye hazır hale gelmişlerdir. Savanın zayıf bitkisel gıda kaynakları, homo sapiens’i zorunlu olarak avlanmaya itmektedir. Önce küçük ve yavaş hayvanları avlayan atalarımız, zaman içinde hem alet geliştirerek hem de kendi içinde organize olarak (av grupları) daha büyük hayvanları ve sonunda istedikleri her hayvanı avlar konuma gelmişlerdir.

İnsanın şafağındaki avcılık, bir ölüm kalım problematiği içinde ortaya çıkmış ve insanın yeryüzündeki varlığını sürdürebilmesinin anahtarı olmuştur. Ancak tarımın icadından ve yerleşik hayatın ortaya çıkmasından sonra (Neolitik), avcılık, insanın ekonomik faaliyetleri içinde giderek daha küçük bir yere sahip olacak ve özellikle de Neolitik devrimi yaşamış toplumların evrim süreci içinde ekonomik alandan sembolik alana doğru göç edecektir.

Mezopotamya, Mısır veya Çin ile Hint gibi bölgelerde ortaya çıkan büyük tarımsal imparatorluklar, merkezin ekonomik hayatın tümünü sıkı bir şekilde denetlemesi ve sonuçta artık ürünün neredeyse tamamına el koyması doğrultusunda biçimlenmişlerdir. Bu yapılanma, imparatorluğun bütün iktisadi kaynaklarını imparatorun şahsi mülkiyeti sayan ideolojik bir çerçevenin içine oturmaktadır. Bu bağlamda, ülkenin vahşi hayvan varlığı da imparatorun kontrolünde olacağı için, bireysel avlanma söz konusu olamaz. Daha doğrusu, bireysel avlanma, ancak merkezin izni dahilinde olabilir. Bu ideolojik çerçeve avlanmayı bir ritüel olarak yeniden inşa eden bir sürecin başlangıcını oluşturmuştur. Bu süreç, sonuçta avın bir hakimiyet göstergesi olması sembolizmine ulaşacaktır.

Bu sembolizmin zirvesi batı feodalitesi olacaktır. Merkezi devletin, iktisadın, hukukun ve akla gelebilecek her türlü üst ve alt yapı kurumunun olabilecek en yüksek ölçekte yerelleştiği bu sosyo-ekonomik yapılanma içinde, hakimiyet simgeleri de yerelleşmiş ve komuta yetkisiyle birlikte soylu hiyerarşisi içinde parçalanarak ufalanmıştır. Batı feodalitesinin temel özelliği olan doğrudan üreticiye merkezi değil de yerel, hatta bireysel ölçekte el konulmuş olması (adamı olma, servaj)sürekli yeniden üretilmesi gereken bir sembolizme ihtiyaç duymaktadır. Bu sembolizmin başlıca unsuru, kişisel olarak el konulmuş doğrudan üreticinin kendi geçimliğini ancak efendisinin izni dahilinde üretebilmesidir. Bu durumda avın üzerindeki efendi tekeli, doğrudan üreticinin bağımlılığını kavraması için hayati bir öneme sahip olmaktadır. Antikitenin kalın tarımsal imparatorluklarında sadece imparatorun tekelinde olan av sembolizmi, Batı feodalitesinde, hakimiyeti yerelleştirenler arasında paylaşılacaktır. Böylece, kendini arkasında güvencede olduğu şatosunda hiç kimseden emir almayan bir egemen olarak üreten feodal efendi (sire, bu kelime İngilizcenin sir’ü değildir, şato sahibi ve komuta yetkisi olan soylu demektir) avı da kendi egemenlik alanını pekiştiren yerel bir tekel olarak inşa ederken, onu hakimiyet sembolizminin en başat ögesi haline getirmektedir. 

 

Mehmet Ali Kılıçbay