Blog Arşivi

İstanbul İçin Balık Vakti

               İstanbul ve balık denilince insanın aklına hâlâ ilk lüfer gelir. Çünkü lüfer romantik zamanların balığıdır. Şöyle bir yandan Boğaz’ı seyredip -artık isteyen bir tepeden, isteyen bir kıyıdan- bir yandan da lüferi yemek; tabi kibarca. Karşımızda sevdiğimiz biri ya da birileri; arkada güzel bir müzik, en çok da sanat müziği ve dahası. Güzel sahne. Çok da yaşanmışlığı var, biliriz. Romanlardan, filmlerden, anılardan. Belki de bundandır, lüfer pek öyle kolay elde edilir bir balık sayılmamakta. Hatta geçmiş için de benzeri bir durumdan söz etmek mümkün. 20. yüzyılın ortalarına, hatta ikinci yarısına gönderme yapan hatıra yazıları, söyleşiler onun “kibarlar”ın yiyeceği olduğunu söylüyor. Zaten bu padişahlara layık balığın görüntüsü de mesafelidir, bi’ durur alacak olan, önce şöyle bir bakar, sonra karar verir almaya. Ya da almamaya. Yani, öyle herkese yâr olacak gibi değildir lüfer. Tabi hakkını yememek lazım, çok bol bulunduğu, sahilden sepetle çekildiği, yalnızca “kibarlar”ın değil, herkesin dolaplarına raf raf dizildiği zamanları da oldu; ama nadiren.

 

                 Oysa Boğaz’ın öteki yerlileri palamutla istavrit öyle mi? Bunların hiç nazı yoktur. En çok da istavritin. Her eve girer istavrit. Palamut da öyle. Hem de kolayca girer. Satın alınamıyorsa tutulur, yine de o eve girer. Elbette onlar için de salatalarla, soslarla tatlandırılmış güzel, şık sofralar kurulur. Elbette dileyen kişi ellerini hiç kirletmeden, balık kokusundan korunarak, tıpkı bir lüfer yiyormuş gibi zarifçe yiyebilir palamudunu, istavritini. Ancak onları yemenin usulü daha başkadır. Şöyle çıtır çıtır kızartılmış palamut dilimleri ya da kafaları bile koparılmamış istavritler İstanbul’da en çok ekmek arası sevilir. Altına yeşilliklerden bir yatak yapılır, üzerine çoğu kez ekmeğin içi kapatılır. Yanında da, artık, ne içilecekse… Yahut yine kızartılıp ya da ızgara edilip tane tane bırakılır tabağa, elle yenir rahatça. Tek kural vardır palamutla istavriti yerken. Mutlaka keyifli şeylerden söz edilecek. Neşelenilecek, gülünecek, hatta kahkahalarla dolacak masa. Öyle belirli bir nedeni olması da gerekmez. Delikanlı balıktır onlar; eski arkadaşlarla buluşulan, mesai çıkışı ekipçe yorgunluk atılan ya da bir çarşı-pazar alışverişi dönüşünde paketlerle poşetlerle oturulan masalar yeter onlara.

 

                 Yeter ki; ağzınızın tadı, neşeniz eksik olmasın.

 

                 Nilhan Aras